+ Yorum Gönder
Yudumla ve Soru(lar) ve Cevap(lar) Bölümünden Fransız çocukları giyim tarzı, beslenme şekilleri, oynadıkları oyunlar nelerdir? ile ilgili Kısaca Bilgi
  1. Ziyaretçi

    Fransız çocukları giyim tarzı, beslenme şekilleri, oynadıkları oyunlar nelerdir?





  2. Aytu
    Bayan Üye





    Cevap: Nasıl oyunlar oynuyor?

    Fransa Değiş Tokuş


    Bu oyunda sandalyeye ve geniş bir bez parçasına ihtiyaç vardır 10 veya daha fazla oyuncuyla oynanan bu oyunda, herkes 1' den başlamak kaydıyla birer numara alır Sandalyeler daire oluşturacak biçimde dizildikten sonra ebe seçilen oyuncunun gözleri bağlanıp dairenin ortasına geçer ve iki sayı söyler Sayıları söylenen iki oyuncu, yerlerini değiş tokuş etmek durumundadırlar Gözü kapalı olan ebe de, ayağa kalktıkları esnada bu oyunculardan birini yakalamaya çalışır Tabii ki yakalanan oyuncu, yeni ebe olur.







  3. Ziyaretçi
    Fransız Giyim Tarzı


    15.yüzyılda erkeklerin gardrobuna yeni bir giysi eklendi. Bu bol kollu,
    omuzları ve göğsü oturtulmuş, geri kalan bölümleri dökümlü, manto gibi
    bir giysiydi. Giyilen şapkalar türbana benziyor, yan tarafından uzun bir
    eşarp sarkıtılıyordu. 1480′lerde "yırtmaç" modası çıktı. İçine giyilen görülsün diye,
    ceketlerin kolları dirsekten bir yırtmaçla açılıyor, böylece o dönemde moda
    olan işlemeli gömlekler ortaya çıkıyordu. Kadın modasında pek fazla değişiklik
    olmadı. 15. yüzyılda en büyük değişim giderek çok acayip biçimler
    alan saç modellerinde görüldü. Avrupa’da kilise kulesi gibi taranmış saçlara
    bile rastlanıyordu.

    Kabarık Yakalar ve Çemberli Jüponlar

    Yırtmaç modası

    16. yüzyılda iyice yaygınlaştı. Pabuçlarda bile yırtmaç görülmeye başlandı. Erkek
    ceketleri nerdeyse yastık gibi doldurularak kaskatı bir duruma getiriliyordu. Uzun
    çorap modası yerini, kabarık durması için içi doldurulmuş, kısa pantolonlara
    bırakmıştı. Bunlarla gene uzun çorap giyiliyordu.

    Ayakkabılar artık sivri burunlu değil,
    parmakları rahat ettirecek biçimde, ördek gagası gibi genişti. Kraliçe I.
    Elizabeth döneminin en belirgin modası boynun çevresinde giderek genişleyen ve
    büyüyen yakalardı. 1850′lere gelindiğinde yakalar o denli büyümüştü ki, güzel
    durması için tel geçirerek kolalamak gerekiyordu.

    Kadın giysileri, 16. yüzyılda İspanyol
    etekler moda oluncaya kadar pek değişmedi. Gitgide genişleyen tel çemberlerden
    oluşan bir jüpon üzerine geniş bir etek giyiliyordu. Daha sonra
    kadınlar, Fransız modası olan, belin iki yanına asılı yastık gibi
    kabarıklıkların üzerine etek giymeye başladılar. 16. yüzyılın sonunda düşük yakalar
    moda oldu. 1610′larda ise başın hemen arkasında, yelpaze gibi dik
    duran yakalar ortaya çıktı.

    17. yüzyıl boyunca moda her zamanki
    gibi sürekli değişti. Genelde sadelik değil, işlemeler, volanlar, danteller, fiyonklar,
    kurdeleler aranıyordu. Erkeklerde 1670′lerden sonra yelek ve ceketler moda oldu.
    Her ikisi de dize kadar geliyordu ve yakasızdı. Ceketlerin kollan
    düzdü. Devrik kol kapaklan vardı. Kol kapaklan, içindeki ipek gömleğin
    görünmesi için iliklenmezdi.

    1620′lerden sonra külot pantolon moda oldu. 1650-70
    yılları arasında giyilen külot pantolonlar öyle boldu ki, neredeyse eteklik
    sanılırdı. Daha sonra daralan bu pantolonların paçaları diz altından bir
    düğme ya da toka ile iîiklenirdi. Çoraplar ipekli olduğu için
    soğuk havalarda birkaç çifti üst üste giymek gerekirdi.

    17. yüzyılın ilk
    yarısında tüylü, geniş kenarlı bir şapkayla, geniş konçlu çizmeler erkek
    giyimi için nerdeyse zorunluyken, yüzyılın sonuna doğru kenarları kıvrık küçük
    şapkalar ve küt burunlu, tokalı ayakkabılar giyilmeye başlandı.

    Kadın giysileri hâlâ
    uzun ve geniş etekliydi. Ne var ki, çemberli jüponlar artık
    giyilmiyordu. Omuzları dışarda bırakan ve kombinezon denen dantelli iç çamaşırlarını
    kenarından gösterecek dekoltelikte giysiler giyiliyordu. Yüzyılın sonuna doğru çemberli jüponlar
    yeniden moda oldu. Elbisenin üzerine önden açık bir kaftan giyilirdi.
    Daha sonra bu kaftanın etekleri toplanarak arkaya bir kuyruk eklemek
    moda oldu.

    Yüzyılın başında küt burunları ve kocaman fiyonklarıyla erkek
    ve kadın ayakkabıları birbirine benziyordu. 1650′den sonra burunlar sivrildi ve
    topuklar yükseldi. Pek uzun boylu olmayan Fransız Kralı XIV. Louis,
    topuklu pabuçlar giyerek erkekler için bu modanın öncülüğünü yaptı.

    Erkekler
    de, kadınlar da ellerini sıcak tutmak için manşon kullanırlardı. Yüzlerine
    boyalarla makyaj yaparlar, solgun görünmek için siyah benler yapıştınrlardı.

    * 1700′lerde Fransız
    giyim eşyası. Kadınlar ilk önce bir iç gömleği (1) giyer,
    onun üzerine balen li bir korse (2) takarlardı. Kalçanın iki
    yanına konan küçük yastıkçıklar bir jüponun (4) üzerine geçirilmiş çemberdeki
    yerlerine yerleştirilirdi. Bunun üzerine uzun bir jüpon (5) giyilirdi. Bu
    jüponun önünde bazen kapitone bir parça olur ve giysinin (9)
    önünden görünürdü. Giysi ile aynı kumaştan bir göğüslük (3) takılırdı.
    Kollar fırfırlı ya da pilili olurdu. Gene kenarı fırfırlı bir
    şapka , yüksek ökçeli ayakkabılar ve bir yelpaze (7)
    ile giyim tamamlanırdı. Erkekler de süslenmekte kadınlardan geri kalmazdı, iç
    çamaşırları (12) ketenden ya da pazenden olurdu. Bol kollu bir
    gömlek (10), uzun çorap, dize kadar pantolon (13) giyerlerdi. Desenli,
    uzun ve dar bir yeleğin (11) üzerine yakalı ve kol
    kapakları süslü bir ceket (17) alınırdı. Çaprazlama takılan geniş bir
    kuşak çarpıcı bir görünüm yaratırdı. Peruk (14) giyim kuşamın önemli
    bir parçasıydı. Üç köşeli şapka kadar eldiven, baston (15) ve
    uzun dilli ayakkabılar (16) da giyimin kusursuz olması için gerekliydi.

    18. yüzyılın başında erkek giysileri pek değişikliğe uğramadı. Ceketler ve
    yelekler hâlâ uzundu. Altına çorap ve külot pantolon giyiliyordu. 1750′den
    sonra ceketlerin önü kısalmaya başladı. Öyle ki, sonunda arkada "kuyruktan
    başka bir şey kalmadı. Bele kadar olan ceket önden sımsıkı
    iîiklenirdi. Yüzyılın başında ceketlerin yakası yoktu, ama 1760′ tan sonra
    yaka gitgide büyüyerek kulaklara kadar yükseldi.

    Erkek takım giysilerinde kadife, ipekli
    ya da saten kullanılır, renkler siyahtan açık maviye, büyük bir
    çeşitlilik gösterirdi. Botlar ve eskiden kırsal kesimde giyilen tozluklar, yüzyılın
    sonunda moda oldu. Erkekler omzu yarım pelerinli bol pardösüler giyer,
    baston, manşon ve enfiye kutusu taşırlardı.

    Giyimi tamamlayan peruktu. 1750′lere kadar
    yaşlı erkekler uzun lüleli peruklar takarlardı. 1730′larda genç erkekler, arkasında
    bir örgüsü olan daha derli toplu peruklar kullandılar. Bazen de
    saçlarını arkada siyah bir torba içinde toplarlardı. Erkek eğer peruk
    takmıyorsa, peruk gibi görünmesi için saçını pudralardı.

    18. yüzyılda kadın giyimi
    oldukça hızlı değişti. 1730′larda etek boyu bileğe yükseldi. Genellikle önden
    açık olan eteğin içinden kapitone satenden bir jüpon görünürdü. Eteklerin
    kubbe gibi durması için çember kullanılırdı. 1740′ların, kalçalarda kabarık, ön
    ve arkada düz olan etek modası, kadınları dar yerlerden geçerken
    yan yan yürümek zorunda bırakıyordu. 1770′lerin modasına göre, koskocaman bir
    etek perde gibi iple toplanarak, üç yerinden sarkıtılırdı.

    Kadın giysileri dekolteydi
    ve arkadan şeritlerle sıkılırdı. Açık kare yakalar modaydı. Elbise üzerine
    giyilen kaftanları çoğunlukla önü açık, kolsuz, arka parçaları ise zengin
    dokumlu olurdu. Yüzyılın sonunda kadınlar bu ağır giysilerden rahatsız olmaya
    başladılar. Hafif muslinden geniş kuşaklı giysiler yapılmaya başlandı. Ata binerken
    ya da geziye gidecekleri zaman erkekler gibi giyindiler.

    Kadın ayakkabıları saten
    ya da brokardan yapılır, tokalar ve fiyonklarla süslenirdi.

    Deniz merakı 18.
    yüzyılda başladı. Yazar Fanny Burney, Kral III. George’un ve çevresindekilerin
    fanilalar, korseler ve üzerinde "Tanrı Kralı Korusun" yazılı saç bantlarıyla
    nasıl denize girdiklerini anlatır.

    Amerika’daki kolonilerde giyilenler başlangıçta Avrupa’dakilerin kopyasıydı. Ne
    var ki, yeni yerleşim yerleri ve yeni maceralar arayan ilk
    öncüler daha sonra başlı başına bir moda yarattılar. Yerliler’den hayvan
    derilerini sepilemeyi öğrendiler. Deriler, pamuk gibi yumuşak oluncaya kadar geriliyor,
    ıslatılıyor ve hamur gibi yoğruluyordu. Yerliler, beyazlara ayrıca bu derilerden
    pantolon ve mokasen benzeri şeylerin nasıl yapılacağını da öğrettiler. Bunların
    hiçbiri Eskidünya’da bilinmiyordu. Böylece Amerika’nın koşullarından doğan yeni bir moda
    ortaya çıktı.

    Erkekler avlanırken baştan geçme bol bir gömlek giyerlerdi. Bu
    gömlek önden bağcıklarla kavuşturulur, boyu dizlere kadar iner, üzerine bir
    pelerin alınırdı. Pelerin ve gömleğin dikişleri deri püsküllerle süslü olurdu.
    Bazen de kürk parçalan süs işini görürdü.

    Bu giysiler rüzgâra ve yağmura karşı iyi bir koruyucu olan güderiden yapılırdı. Avlanma giysileri
    için geyik derisi de kullanılır; bunlardan nakışlı gömlekler yapılırdı.

    Avcılar tilki, ayı, sincap derilerinden kasketler ve kepler giyer, keplerin arkasına bir
    tilki ya da kurt kuyruğu iliştirirlerdi.

    Kadınların giydikleri erkeklerinki kadar süslü
    değildi. El dokuması kaba kumaştan giysiler giyerlerdi. Bazen kentlerden dantel,
    kurdele gibi şeyler gelirdi. Onü dantelli, bol etekli giysilerinin üzerine
    bir şal alır, kötü havalarda bunu başlarına örterlerdi. Dayanıklı ayakkabılar
    ya da mokasenler giyerlerdi. Yazın ise yalınayak gezmeyi yeğlerlerdi. Sadelikleri
    saç biçimlerinde de kendini gösterir, saçlarını ya örer ya da
    topuz yaparlardı. Takı, yelpaze, fiyonk türünden süs eşyaları kullanmazlardı.

    Daha sonra 18. yüzyılda zenginler arasında dantelli gömlekler, kravatlar, desenli yelekler ve
    rengârenk çoraplar moda oldu. Güneyli kadınların sahip oldukları brokarların ve
    ipeklilerin değerine paha biçilmezdi. Erkeklerin giyimleri de kadınlannki kadar masraflıydı.
    George Washington, son derece ağır kadife ve ipek takımlar giyerdi.
    Benjamin Franklin ise parlak renkli giysilerden hoşlanırdı.

    19. Yüzyıl

    19. yüzyılın başlarında giyimlerine düşkün erkekler, daha önce pek gözde
    olan ipekli ve saten kumaşlardan vazgeçerek güzel dikilmiş ve iyi
    oturtulmuş giysilere önem vermeye başladılar. 1830′larda, tozluk ve ayak bileklerinin
    üzerinde dar pantolonlar giyiliyordu. Sonradan, bugün de giyilen, klasik pantolon
    ortaya çıktı.

    Ceket renkleri mavi, yeşil ya da kahverengi iken, pantolonlar
    çok daha açık renk, hatta beyaz oluyordu. Yüzyılın ortalarına doğru
    siyah redingotlar giyilmeye başlandı. Oysa pantolonlar değişik renklerde ya da
    ekose olabiliyordu. Pantolon ve ceketin aynı kumaştan yapıldığı takım giysiler
    ancak 1860′tan sonra giyilmeye başlandı.

    19. yüzyılın sonlarında erkekler yakalık ve kravat takmaya başladılar. Bu gelenek zamanımızda da sürüyor.
    Erkeklerin resmi çağrılarda giydikleri beyaz ceket ve beyaz papyon ya
    da siyah smokin ve siyah frakla siyah papyon 1900′den beri
    hemen hiç değişmedi.

    Erkek modası zaman içinde gitgide daha az değişikliğe
    uğrarken, son 150 yıl içinde kadın modası her yıl yenilendi.
    19. yüzyılın başında kadınlar pamuklu ya da muslinden, beli yukarıda,
    geceliği andırır giysiler giyiyorlardı. Sonraları altına,bir tanesi at kılından olmak
    üzere, dört beş kat jüpon giyilerek eteklerin kabarık durması sağlandı.

    1830′larda bel eski yerine inerek, kollar omza doğru kabartıldı, bunun adı
    "koyun budu" modasıydı. 1850′lerde jüpon giyilmesini gerektirmeyen telden bir kafes
    kullanıldı. Giysilerin kolları dar ve uzun, yakalan dikti. Kraliçe Victoria
    döneminin sona ermesiyle, sade, ayak bileğine kadar inen etekler giyilmeye
    başlandı. Koyun budu kollar geri geldi.

    Mantolar, şallar, pelerinler çok çeşitlilik gösteriyordu. Büyük eteklerin üzerine manto giymek rahat olmadığından geniş şallar ve pelerinler kullanılırdı. Günümüz etek ceketin ya da tayyörün ilk biçimi 1860′larda ortaya çıkan "yürüyüş giysisi"ydi. ABD’de ve Avrupa’da kadın hakları mücadelesinin yükseldiği bu yıllarda, kadın giysilerinin daha rahat olması yolunda kampanyalar yürütüldü. Kadınlar spor yapmaya başladıktan sonra tenis ve bisiklet için özel giysiler giymeye başladılar. Mayolar, düğmeli bir bluz ve külot pantolondan oluşuyordu. Bazı cesur kadınlar kısa, şalvar türü şortlarla bisiklete binmeye başladı.

    19. yüzyılın muslin elbiseleri ile sivri burunlu, topuksuz, ipekli kumaştan ayakkabılar giyilirdi. 1870′lerde kadifeden, düğmeli ve topuklu botlar moda oldu. Kadınlar 1820′lerde belden kuşaklı bol paçalı pantolonlar giymeye başladılar. Bundan 40 yıl sonra golf pantolon moda oldu.







  4. Ziyaretçi
    fransızlar hangi oyunları oynar

  5. Ziyaretçi
    fransayı arıyom ama başka birşey çıkıyo bu ne iş anlamadım

  6. Ziyaretçi
    Bonjour (merhaba)! Benim adım Camille Boncour olduğunu. Ben sekiz yaşındayım ve ben Paris, Fransa yaşıyor. Eğer Avrupa Fransa büyük bir ülke olduğunu olduğunu biliyor muydunuz? Paris Fransa'nın başkenti ve aynı zamanda benim ülkemde en büyük şehridir.

    Peki, okul için hazır almak zorunda. Benim okulda sabah 8:00 'da başlar ve öğle yemeği için iki saat ile 4:00 de sona erer. Benim okul Çarşamba günü kapalı ve Cumartesi sabahları okula gitmek edilir. Okul Öncesi Ben ekmek, reçel, tahıl ve kakao hızlı bir kahvaltı var. Bazen jambon ve haşlanmış yumurta sahip olmak ister. Birçok Fransız yetişkin kahvaltı için cafe au lait, sıcak sütlü kahve var. Özel günlerde biz boulangeries veya fırın gidin ve lezzetli tarts almak veya başka yediğimiz büyük pasta için, pastaneler, ya pastaneler gidin. Fransa'da bir sanat yemek düşünün biliyor muydunuz?

    Okuldan sonra bale yapmak. Hey bale ilk Fransa'da başlatılmış olduğunu biliyor muydunuz? Ve tabii ki ben zaten Fransız Fransa'da konuşulan ana dili olduğunu biliyoruz bahis. Ama bazı alanlarda (özellikle sınırları boyunca) insanlar da Breton, Almanca ve Hollandaca konuşmak bilmeli.

    Louvre Ben sanatı seviyorum ve Paris'te yaşamak çok şanslıyım neden Paris'te sanat galerileri ve bunun gibi bir sürü şey var çünkü, var. Favori galeri Louvre olduğunu. Bu İtalyan ressam Leonardo da Vinci'nin Mona Lisa gibi birçok ünlü resimleri bulunmaktadır. Eğer Louvre galerileri (kırk dönüm) sekiz kilometre üzerinde olduğunu biliyor muydunuz, sanat bir milyondan fazla eser içeren ve Seine Nehri'nin kıyısında bulunur? Muhtemelen her şeyi görmeye çalışıyoruz senin ayakkabılarının tabanları eskimez!

    Fransa'da çoğu insan gibi, benim dinim hangi biz kaç gün değil, özellikle pazar günleri ve Noel günü kiliseye gitmek anlamına gelir Katolik olduğunu. Fransa, Noel Noel olarak adlandırılır.

    Fransa'da hava nerede yaşadığınıza bağlı olarak farklıdır. Güneyde ise kışlar ılık ve yazlar nedeniyle Akdeniz'in sıcak. Batıda, bu serin ve yağışlı yazlar ve ılık kışlar vardır. Ve kuzeyde, yazlar ılık, kışlar soğuk. Fransa'da çoğu insan gibi, biz Fransa'nın güneyinde sıcak olması nedeniyle Ağustos ayında tatillerimi çekmek istiyorum. Biz Alpler, ülkemiz ve İtalya arasında sınırı oluşturan dağların ziyaret etmek ister.

    Amerika'dan Arkadaşım Leah yarın geliyor! Ve biz hazırlamak için var! Annem zaten konuk odasında bir yatak yaptı. O kadar Eyfel Kulesi görmek için ölüyor Eyfel Kulesi biz onu almaya gidiyoruz ve o kadar heyecanlı. Eyfel Kulesi Paris'in ünlü simgelerinden biri olan ve çok, çok yüksektir. Bu 1.056 metre yüksek değil, bu konuda 320 metre var! Biz de bir kaç sanat galerileri onu alıyor. Benim gibi o sanat sever. Zaman var, biraz spor görmek onu alıyorsun. Fransa'da insanlar, tenis izlemek ve oynamak için futbol ve rugby gibi. Burada insanlar da kayak seviyorum. Ben beş yaşında iken kayak öğrenmeye başladı. Ayrıca her yıl düzenlenen ve insanların tüm dünyadan gelen bu yana çok heyecan verici olan Tour de France bisiklet yarışı için onu almak için denemek için gidiyoruz. Biz onu almak istediğiniz diğer iki şey vardır. Onu Musee Grevin ve Geode olarak adlandırılan tiyatro denir balmumu müzesi görmek istiyorum.

    Benim yatak odası da benim oyun odası bulunur. Evimizde sadece oda vardır; mutfak, oturma odası, annem ve babam odası, misafir odası, ve tabii ki benim oda. Yatak

    Eh, şimdi yarın çok heyecan verici olacak, çünkü odama gidip biraz uyumak benim için tam zamanı.

  7. Ziyaretçi
    Dünya Çocuklarının Oyunları


    Dünya Çocuklarının Oyunları.jpg

    Çocuk dedin mi akla oyun gelir değil mi? Oyun oynamayı hangi çocuk sevmez ki?


    Oyunlar, çocukların fiziksel yeteneklerini ve zekâsını geliştirdiği gibi, en güzel eğlenceleridir de... Bu sebeple insanoğlu, yüzyıllardır sayısız oyun türeterek, keyifli vakit geçirmenin yollarını aramıştır.


    Çocuk oyunları, tabii ki doğdukları kültürlerden etkilenirler. Kültürel farklılıklar oyunlarda da kendini göstermektedir. Her ülke kendine özgü oyunlar yaratarak, halk kültürünü ayakta tutmaya çalışır.


    İşte bazı ülkelerin çocuklarının oynadığı favori oyunlardan örnekler...


    Japonya... Büyük Fener Oyunu...

    Bu şaşırtmacalı oyunda oyuncular, daire oluşturacak şekilde yere otururlar... Oyun, bir oyuncunun ellerini birbirine yaklaştırarak "büyük fener" demesiyle başlar... Sonra yanındaki oyuncu ellerini açarak "küçük fener" der ve oyun bu şekilde devam eder... Yâni, sırasıyla büyük ve küçük fener derken, el işaretleri söylenenin aksi olmalıdır. Tabii ki bu oyunu daha eğlenceli kılan da süratli oynanması olacaktır. Oyunda şaşırarak sırayı bozan oyuncu, oyundan çıkarılır.


    Meksika... Fasulyeleri Yakala...

    Oyunun orjinal adı "colorinas" olup 4-6 kişiyle oynanır... Öncelikle bahçede küçük bir çukur kazılır ve çukurdan yaklaşık 2.5 metre uzağa bir çizgi çizilir... Oyuncular ellerine bir avuç küçük kırmızı fasulye alırlar... Herkesin elindeki fasulyenin eşit miktarda olması şarttır. Oyuncular sırayla ellerindeki bütün fasulyeleri çukura fırlatırlar... Sonra herkes çukura soktuğu fasulyeleri toplar ve elinin üzerine koyar... Daha sonra da bu fasulyeleri havaya fırlatıp avucuyla yakalamaya çalışır... Avucunda en fazla fasulye kalan oyuncu, oyunun galibidir.


    Brezilya... Horozların Dövüşü...

    Orjinal ismi, horozların dövüşü anlamına gelen "Luta de Galo" olan oyun dış mekânda oynanır... Kalabalık bir grup halinde oynandığında daha eğlenceli olabilen bu oyunda oyuncular, ikişerli olarak eşleşirler ve kemerlerine bir mendil iliştirirler... Oyuncular sağ kollarını göğüs hizasında sabit tutup, sağ ayakları üzerinde zıplarlar... Amaç serbest kalan sol elle rakibin mendilini kapmaktır... Sağ kolunu açan ya da sol ayağını yere değdiren oyuncu, oyundan çıkar ve rakibinin mendilini kapan da oyunu kazanır.


    İngiltere... Zıplamak Serbest...

    Orjinal adı "Ladder Jump" olan oyunda, üç veya dörderli gruplara ayrılan oyuncuların her biri bir numara alır... Her takımın bir numaralı oyuncusu başlama çizgisine gelerek, iki ayağını birbirine bitiştirir ve sıçrayabildiği en uzak mesafeye sıçrar... Sonra iki numaralı oyuncular, bir numaralı oyuncularının bıraktığı ayak izlerini başlangıç noktası alarak aynı şekilde ileriye sıçrar... Gruplardaki tüm oyuncular birer kere sıçradıktan sonra, en uzak mesafeyi katetmiş olan grup oyunu kazanır.


    Küba... Ortayı Bul...

    Orjinal ismi "Chocolonga" olan bu oyun, 10 veya daha fazla oyuncuyla oynanır... Duvara yapıştırılmış olan kâğıda bir daire çizilir ve bir kişi ebe seçilir... Ebe daireden bir kol boyu uzakta durur ve gözleri bağlanır... Amaç, ebe seçilen oyuncunun dairenin ortasına veya dairenin ortasına en yakın yere dokunmasıdır... Ebe oyuna başlamadan evvel olduğu yerde üç defa döndürülür... Bu sırada diğer oyuncular dairenin önüne geçerler ve ebenin dikkatini dağıtmak amacıyla, parmaklarını ona zarar vermeyecek şekilde çekerler.


    Zaire... Bana Ayak Uydur...

    Bu müzikli oyunda oyuncular önce bir lider seçerler ve daire oluşturacak şekilde dizilirler... Lider el çırparak ritim tutar ve diğerleri de yavaş yavaş ona katılırlar... Sonra lider oyuncu herhangi bir oyuncunun önünde durur ve ritim eşliğinde bir dans yapar... Liderin seçtiği oyuncu bu dansı başarıyla tekrarlarsa lider olur... Eğer başaramazsa, lider yeni bir oyuncu seçer ve dansı tekrarlar.


    Endonezya... Lâstik Atlama...

    Orjinal adı "Lompat Tali" olan oyun, daha ziyade kızların oynadığı bir oyundur... İp atlamayı andırmakla beraber, atlamak için kullanılan ip değildir... İp yerine kullanılan, uzun bir daire oluşturacak biçimde birbirinin içerisine geçirilmiş lâstik bantlardır... Kızlar iki ucundan tutulan lâstik ipten sırayla atlarlar... Oyunun başlarında lâstiğin seviyesi ayak bilekleri civarındadır... Oyuncu atlamada başarılı oldukça yükseklik artırılır... Tecrübeli oyuncular, boyun hizasındaki iplerin üzerinden dahi atlayabilmektedir.


    Fransa... Değiş Tokuş...

    Bu oyunda sandalyeye ve geniş bir bez parçasına ihtiyaç vardır... 10 veya daha fazla oyuncuyla oynanan bu oyunda, herkes 1' den başlamak kaydıyla birer numara alır... Sandalyeler daire oluşturacak biçimde dizildikten sonra ebe seçilen oyuncunun gözleri bağlanıp dairenin ortasına geçer ve iki sayı söyler... Sayıları söylenen iki oyuncu, yerlerini değiş tokuş etmek durumundadırlar... Gözü kapalı olan ebe de, ayağa kalktıkları esnada bu oyunculardan birini yakalamaya çalışır... Tabii ki yakalanan oyuncu, yeni ebe olur.


    Kaynakça: Natıonal Geographıc Kıds

  8. Ziyaretçi
    bu zaten fransa canım

+ Yorum Gönder

Hızlı Cevap Hızlı Cevap


:
dünya çocuklarının oynadığı oyunlar,  fransa çocuk oyunları,  Fransa çocuklarının oyunları,  farklı ülkelerdeki çocukların oynadığı oyunlar,  fransız çocukları nasıl beslenir
5 üzerinden 2.76 | Toplam : 25 kişi